diren
ey alnımın şafağına koşan
sağrıları köpük doratlar
atlarım
hızları yıldırım
yolları granit
yeleleri şimşek olan
doratlar koşar alnımın şafağına
toynakları kan
diren
ey mevsimlerin kum saati
örnek al direncimi
direncine kat sisyphos’a inat
dondur dökülmeleri
öyle bir limana demirle ki
adı onur
yolu aydınlık olan
doratlar koşsun alnımın şafağına
toynaklarında erisin zaman
............
sensizliğe ileniş
bir sen anlarsın beni demiştin
cerenler yunağından gelen sevdiğim
yılkılar otlağında güze yatmışken ömrüm
bir sen havalandırırsın turnalarını gönlümün
bengiler yazılarına
sevgiler de satılır demiştim
pazarın büyüğü küçüğü olmaz sevdiğim
bilirsin pazarlıklar prangalar mutlulukları
hem içten hem dıştan
kuşatılırız ateşlerin çaprazında
çıkış vermez yanılsamalarımızın karanlık yanı
ölçülmez uzaklığı insanın
iki gönül soğukluğudur sevdiğim
ve aşılmaz dağımdır
bir sert çizgisi yüzünün bilesin
anlaşılmazlığımı gitmelerine yüklediğinde
bir kartal abanır böğrüme
buzlar sarkar mevsimlerimin en ılımanından
ve volkanlar akar yazgımın coğrafyasına
buğulanır kıyılarım
golfistrimler ırmağından
gidişine ağıt yakmayacağım demiştim
kaçışlar meleği sevdiğim
bin döngüyle sarılsam da
döneklikle işim olmadı bilesin
bu yalnızca sensizliğe ilenişidir yüreğimin
**************
direnç
diren
ey alnımın şafağına koşan
sağrıları köpük doratlar
atlarım
hızları yıldırım
yolları granit
yeleleri şimşek olan
doratlar koşar alnımın şafağına
toynakları kan
diren
ey mevsimlerin kum saati
örnek al direncimi
direncine kat sisyphos’a inat
dondur dökülmeleri
öyle bir limana demirle ki
adı onur
yolu aydınlık olan
doratlar koşsun alnımın şafağına
toynaklarında erisin zaman
....................
sensizliğe ileniş
bir sen anlarsın beni demiştin
cerenler yunağından gelen sevdiğim
yılkılar otlağında güze yatmışken ömrüm
bir sen havalandırırsın turnalarını gönlümün
bengiler yazılarına
sevgiler de satılır demiştim
pazarın büyüğü küçüğü olmaz sevdiğim
bilirsin pazarlıklar prangalar mutlulukları
hem içten hem dıştan
kuşatılırız ateşlerin çaprazında
çıkış vermez yanılsamalarımızın karanlık yanı
ölçülmez uzaklığı insanın
iki gönül soğukluğudur sevdiğim
ve aşılmaz dağımdır
bir sert çizgisi yüzünün bilesin
anlaşılmazlığımı gitmelerine yüklediğinde
bir kartal abanır böğrüme
buzlar sarkar mevsimlerimin en ılımanından
ve volkanlar akar yazgımın coğrafyasına
buğulanır kıyılarım
golfistrimler ırmağından
gidişine ağıt yakmayacağım demiştim
kaçışlar meleği sevdiğim
bin döngüyle sarılsam da
döneklikle işim olmadı bilesin
bu yalnızca sensizliğe ilenişidir yüreğimin
**************
ben de varım
meyveyim
bir salkım doruğunda karayemişin
mayıs dumanından kendini kurtarmış
deli balım
ağasar’ın zifininden
zigana’nın komarından
akçaabat’ın tütününden
oğul vermenin sapağındaki asi arılarca toplanmış
güzel ellerle yepelek dizlerde demetlenmişim tütün diye
hoyrat kollar denge vurmuş kıbleli yapraklarımı
ihraçtan zor sıyırmışım işgüzar eksperin elinden kurtulup
tütüncü kız adımı “birinci”ye sarmış
bir deli ateşle yakılırım
bir deli dumanım
gül dudaklarda türküye yatmış
bir kadeh üzüm suyuyum
kar’abdal şenliklerinde
yeminini bozan yosmanın
göğüslerinde demlenip
çimenlere ağmış
ben de varım
dönenler evreninde
dönencesi oğlak’ta karar kılmış
gemisi yürürken kaptana atanmışların
bu ne yazgıdır ki
forsa diye kazılmış
(Dönencemizde Forsadır Ömrümüz, adlı kitabından)
**************
tavaşı ağıdı
- gündoğdu sanımer’e
içince suyunu renkler ebrulardan
yıldırımlarla eridi tanrı asklepios
tavaşı çeşmesi akmıyor artık
kuruyor karanlığında tavaşı sokağı
tüm tavaşı çöl
sana gelen istasyonlarda ay karanlık
soğuk baharlara çürüyor elmanın iki yarısı
raylar uçuşuyor delifişek akasyalar boyunca
su alıyor avare kaptan’ın gemisi
kavuştuğum limanlar birer fındık kabuğu
yüreğini yükledin bu son gemiye biliyorum
karayelin sürülerine meydan okuyan yüreğini
ellerim kısalıyor
konuşmanın dününü
susmanın yarınını dokuyan ellerine
bir tavaşı çeşmesi
bir de cennetler geçerdi düşlerinden
hurileri erdemli ve güzel olan
ebrulu akşamlara demlerdin umutları
ebrulu akşamları harmanlayan dizelerinle
biliyor musun beni cennetsiz bıraktığını
yasak meyveyi bile tatmamıştım oysa
suların balkımasındadır yoksulluğum şimdi
gece yarısı ezgilerinde ağlar simitçi çocuklar
ıslığını tüketerek çobanların
**************
mayıs ağıdı
bizdik yüzyılların nadasına biri bine eken
bizdik karanfilleri “mutlaka yarın”lara büyütürken
hem alkışın hem kargışın kundağına saran “adiloş bebek”leri
taksim’de kırmızı gagalı güvercinler
son kuruşunu yeme veren devrim esriğinin ellerine konmadayken
ağzı purolu geçkinin
daha on altısına basmamış kızların yasak yerlerindeyken dudakları
gecenin terkisindeydi göğün aylası
kana bilenmektedir karanlığın baltası
bizdik şimşekleri akıtan defnenin neftisinden
çağlalar daha değmeden al dudaklara
besini candı yıldırımlarla ışıyan özlemlerin
masası havyarlıların
tepsisindeyken tazelerin nikâh görmemiş ayakları
tandoğan’da bir genç yarınını saza vurmaktaydı
sırtını taşa
umutlarını mayıs rüzgarına vermektedir
özgürlüğün barışın emeğin kardeşliğin simgesidir diye
“sen karanfil ektin mi kara topraklara
kara gecelerde
kara yağmurlar altında” diye sordu çocuk
çilingir sofrasına göz koyan kara kartalları görerek
ki prometheus’un kartalı kelebek kalır yanında
akşamı örtüyordu öksüz bedenine çocuk kurtarmak için ciğerini
ömrünün genç saçağından kırlar sarkmaktadır
türküler eriyip sazına ağdı gencin
tam halaya yüklenmişti ki yüreği
“uyurken bekçileri gecenin
ben beklemekteydim sabahı” deyip kaldı
yürümedi söz bir daha
ezgiye yatmadı tel
bildi(k)
umuttu sözü yürüten
teli titreten
alışılmışlığa vuran tezenesinden ağıtlar akmaktadır
bizdik soruları hevenkleyen yargı gününe
ne biz sorabildik
ne çocuk
ne de genç
mayıs biri gösteriyordu
yılımıza zamansız yazılmış olan mayıs
daha otuzu bulmadan ay
zamanlara eylüller sanrımaktadır
(KimseSiz dergisinin 4. sayısında yayımlandı)
**************
madımak ağıdı
“madımak kurutmadım
hatırını saydım da …”
saymadılar elâ gözlüm
bilgeliğin
sözün sazın hatırını
söyletmediler türküsünü
çektirmediler halayını
bırakmadılar kurutmaya madımağı
gökçe ırmaklar yazısında
gökçe yeşillikler oylumundayken
bir daha oyununa tutulmasın eller
türküsünü söylemesin diller diye madımağın
hades taşıdı ateşi bu kez
promete utandı
kara düşlerin kara yangınlara dönüşmesinden
“madımak bitti m’ola
yolları tuttu m’ola
elâ gözlü nazlı yar…”
anadolu’nun bitek toprağında boy verenler
anadoluluğunu unuttular
uyup yabanın aklına
madımak adına yeni bir oyun kurdular
sen ki madımak gülten
eline su dökemezdi
hem oynayışta
hem öğretişte madımağı
ne var ki
oyun içinde oyunla eğitilmemiştin
kestin oynayışı
ve
kesildi yalazı çayda çıra’nın madımak tarlalarından
“madımağın alları
tuttu m’ola yolları
hiç aklımdan çıkmıyor…”
çıkar mı otuz yedi can akıldan elâ gözlüm
mustafa kemal gibi
pir sultan gibi
veysel gibi
sulansa iran/tüm arabistan
türkülere göverebilir mi anadolum sivas’tan sivas’tan
“madımak bitti m’ola
yolları tuttu m’ola
elâ gözlü nazlı yar…”
büyük olsa da oyunlar
daha büyük oyunlarla alt edilir bilesin
bilesin
kaknus’un küllerinden nice kaknuslar doğduğunu
ve
“madımak”ın bizim türkümüz olduğunu
(Ardışkuşu dergisi, 53. sayısında yayımlandı)
**************
savaşsız bir dünya
bizdik yüzyılların nadasına barış eken
insanlığın ilk vuruşmasından bu yana
karanfilleri “mutlaka yarın”lara büyütürken
ne tufanlar
ne yangınlar yaşadık
ak güvercinler
barış sevdalılarının ellerine konarken
ağzı puroluların
on altısına basmamış semraların yasak yerlerindedir gözleri
ve çağdaş tanrıların sunakları için
körpe bedenlere çalınmaktadır karanlığın tamtamları
insanlık ırmaklar bağlarken defnelerin neftisine
zeytin dalları örmedeyken özgür başlara
çağlalar daha değmeden çağla gözlülerin dudaklarına
karnındakini koyunlamadan taze gelinler
içeceği can
yunağı kandır petrolle beslenenlerin
dünyanın bir dilim peynir kadar önemi yoktur gözlerinde
bölüşüp meze yapmak için şehvetlerine
ve hiçbir peygambere tanrısının anlatmaya gücü yetmediğidir
sam atını mahmuzlayan ares’in gösterdiği cehennem
bir kez düzen düşlememiş isterik kalemler
yeni dünya masalları yazmaktadır çocuklara
füzedir
nükleer yıkımdır
ölümdür
sakatlık
açlık
ve yokluktur kahramanları
zaten yoktur başka kahramanlıkları
bizsek yüzyılların nadasına barış eken
insanlığın ilk vuruşmasından bu yana
bizsek tüm bunları bilen tamı tamına
oksuz
kılıçsız
topsuz
mitralyözsüz
füzesiz
kollayıp
büyütensek “mutlaka yarın”ların karanfillerini
belli ki
yeni tufanlar
yeni yangınlar yaşayacağız
ve barış uğruna
insanlık onuru adına
savaşlara karşı olacağız
dünyanın esenliği senin direncindedir
ey gerçek insan
öldürenler hep yok oldu ölümlülükleriyle
pir sultanlar
nesimiler gibi yaşayacağız
sazımızla sesimizle
şiirimizle sözümüzle
savaşsız bir dünya kuracağız
(Şiirler Savaşa Karşı, adlı kitaptan: Seyir Yayınları)
**************
bir şen hüzünsün
salus’un kollarında meltemlerle geldiğinde
yeni dönmüştüm alaboralardan
dudaklarındı çöl gönlüme pınarlar sanrıyan
çağlayanlar debisini
uysal bentlere bağlayarak
bir şen hüzündü gözlerinden akan
bir şen hüzündün
gece tapınırken yalnızlığına
buluşmalaraydı dudaklarındaki yakarı
saçların mars’ın poyrazındadır şimdi
bodoslama girersin seyir defterime
dilin yol havası ezgilerinde
tekil yaşamalara foralarsın yelkenlini
limanlarca yalnızlığımla doldurarak
bir şen hüzündür gözlerinden esen
bir şen hüzünsün
ayrığın sapağında mendil düşürüp
umutlarımı tırpanlayan
**************
aldılar düşlerini çocukların
-Muzaffer İzgü’ye-
aldılar düşlerini çocukların
bağladılar ekrana
yok artık “okula giden robot”ları
“ali’nin bisikleti” de kırıldı
“uzay dolmuşu kalkıyor” diyen de arama
çocuklar “konuşan balon”suz
çocuklar “güldüren uçurtma”sız
çocuklar yayan yapıldak
ne güzeldi öyküler kitaplarda
ökkeş’in serüvenlerinden başlayarak
“çizmeli kedi”yi bilirdi de çocuklar
“çizmeli osman”ları vardı bir de
görmemiş olsalar da treni
ne güzeldi rayların türküsünü dinlemek
radyo denen gizemli kutu
çocuklarındı yalnız
çocuklarındı düşlerin gerçeklerle seviştiği bahçeler
yol boyu
köy boyu
kent boyu
... evren boyu
kulaklar kirişte
muzaffer izgü “bisikletim vız vız”a binip
gecenin karanlığından ışık gibi süzülerek gelirdi
aldılar düşlerini çocukların
bağladılar bilgisayarlara
ninnileri başka dillerden artık
(Ardıçkuşu dergisinde yayımlandı)
************** ergen çocuk
salıncaklar uçuşurken
her bir deviniminde bin türkü
yalnız ezgilerdeydi dilim
zamansız ışırken sabahlar
iş bitecek
düşlerimin örgü saçlı bebeği gülümserken
yasaktı el değdirmek oyuncakçı sergenine
durmak da yok
zamansız örtülürken guruplar
yol uzun yürünecek
şimdi
ilkin ben sürerim oyuncak trenleri
ilkin benim ağzıma değer mızıka
gözlerim kızarır kırmızısında çizgi filmlerin
bebeğini kızımın ben sararım ak kundağa
karalara inat
ninnimizi birlikte söyleyelim yavrum
iki çocuk birlikte büyüyecek
(Dönencemizde Forsadır Ömrümüz, adlı kitabından)
**************
dönencemizde forsadır ömrümüz
çocukluğumuzun esrik yıllarında
oyunlarımızdan damıttığımız
mutluluk içitiydi
içimine doyamadığımız
masallarla öykülerin düşlerde seviştiği geceler
güneşin yedi rengine yetmiş salıncak kurardık
belde çember
elde topaç dönerdi
gün geldi piranalarca üleştirildi
söz ile su
küçüksün sus
payımıza su düştü
su ile avutulduk çilingir sofralarında
gün oldu
dövenlere yatırıldık ekin yerine
nadaslandık gelecek baharlara
yaşamımızın yeni bir baharına eriyoruz derken
ertelenmiş sevilerle karşılaştık
her bir bakış intizar
her bir söz ileniş
bakıştan uzaklaştık
kaçtık sözden
dökülgen gelincik tarlalarında
gelinciklerin sapı kaldı elimizde
dökülüp kırılgan çiçekleri
oysa okşamaktı ereğimiz
ellerimiz kazan karası
gözlerimiz kan kırmızı
derim ki
bekleme yeni trenleri
ne düdük sesi yankılanır karşı dağlardan
ne de istim yayılır anızlara
defnemizin yaprakları döküldü
baldırandır biteriz bozkırlarda
derim ki
yaşadıklarımızın izdüşümüdür yaşayacaklarımız
ne bulutlardadır uçurtması çocukluğumuzun
ne kavak yelleri istediğimizce esmektedir gençliğimizin
güneş teğet geçmektedir yarıküremizden
yeni kıyılar aransa da gemimiz
dönencemizde forsadır ömrümüz"
(Dönencemizde Forsadır Ömrümüz, adlı kitabından)
************** büyüme küçüğüm
bir sen kaldın tek umudum
küçüğüm
yamacıma tutunmuş lokman yemişim
düşler evrenimi havalandıran anka kuşum
büyüme/ böyle kal
düşersin ağırlaşıp
sevgiler gönülden uçup
çıkara dönüşür büyüdükçe
düşünceye konar akbabalar
öyle kal
hem gönlümde
hem dizimde
sıcak
en büyük yalnızlığı insanın
biçimsel birlikteliğidir
en büyük yoksulluğuysa
sevgisizlik
kalabalığımsın yürek yürek
varsıllığımsın gömülerce
büyüme
küçüğüm
aklın erince dünya işlerine
o an bir kuş kanada kalkar
boşalır yuvam
ellerim üşür
gözlerim yanar"
(Dönencemizde Forsadır Ömrümüz, adlı kitabından)
************** yaşam bulanık bir suydu
gençlik bir tren bekleyişiydi
son düdük sesiyle uyandırılan
yetişip binemediğim
yaşam
yamaçlardan döküldükçe kayalarla öpüşen
bulanık suydu
düzlüğüne eremediğim
mutluluk
sağmal memeleriyle devleri emziren
düşsel bir kadındı
koynuna giremediğim"
(Dönencemizde Forsadır Ömrümüz, adlı kitabından)
**************
trabzon'a düşsel serenat
I
orada mısın trabzon
zigana'nın eteğinde
sağmal memeleriyle
akını karasını karadeniz koytağına akıtan
kim bilir kaçıncı öpüşmesidir denizin
kim bilir kaçıncı gerdeğidir
saçları yosun
yanakları komar
gönlü yedi dere akımı
krallar
şehzadeler sevgilisi bu kentle
karaları bırak
aklarınla gir yola
biraz da sen yaklaş
arabam 1300 motor
teybimde fuat saka
dilinde “rapatma”
dolamanlar girişinde
bir TIRı sollamaktayım
II
“bekle beni” demişti nikos sofyasına
bekle beni
“kesinlikle bekle” diye yineler temel fadimesine
çamdibi'nde
ya da ganita koyunda
koy olsun da
gözlerden uzak
ne var ki
ganita da çamdibi de
bin bir ses
bin bir ayak
gözler su üstündeyken
kaçıncı gelişlerle kucaklaşır anılar
su altında
çünkü derini göremeyen gözlerden
anlayamayan beyinlerden uzaktır orası
ondandır pamuk ipliğinde kopagelir sevdalar
ondandır zor evlendirilen kadınlar
yedi aylık ilk çocuklarını çok severler
dokuz aylık çocuklarından
yannis'i keşiş uğurlamıştı son yolculuğuna
gülizar
yatsı namazının ardından ilenmişti tanrısına
“her şeye gücün yetiyorsa
bu olanlar ne” diye
şurada yalamıştı yannis'in yarasını deniz
sadık bir köpek gibi
sadık bir köpek gibi yüz yıldır dili kaldı kanlı kumsalda
III
her şeye karşın
masamız kuruludur çamdibi koyuna
sen başka bir yere kur istersen
yeter ki masa olsun
yeter ki üstündeki kadehleri sevi
tabakları tutku dolu olsun
görürsün o zaman hamsinin dansa
palamudun rakıya geldiğini
masanın ayaklarına dalgalar değdiğinde
düşler büyütür
anılar tazelersin
sevdiğin tütüncü kızını anımsarsın ilkin
gelin oluşunu
nikotinli parmaklarıyla
hasırbileziği sevişini canlandırıp durursun
unutmak biraz da deliliğe vermektir
fırlat çakılları
say dalgaları
derdini deniz bastırır
bir kadeh de parlat martılar için
geçen gemileri de unutma
onlar ki
ne ateşlere harlandı ateşçi küreklerinde
onlar ki
ne ayrılıklar yüklendi
ne kavuşmalar boşalttı fırtınalı limanlara
onlar ki
gülle savurdu
dağlara kaçtı insanlar
bunlar perslerin gülleleridir bedenim kadar delik açan
bunlar romalıların
bunlar da fatih'in
bunlar da kim bilir kimlerden kalma
en son ruslarla sarsıldı en sağlam yapılar
nedir bu halkın çektikleri çıkar çatışmalarından
geçen gemileri unutma
turnasıdır bu yerin onlar
güvercinidir haber taşıyan
düdüklerini her çalışlarında
gül açtı yalnızlıktan bunalan limanlar
gemiler
onurunuza kadehim
özlemleri suya
suyu özlemlere bağlayan
IV
köy enstitülü macide öğretmen
meydan parkı'nda
doğuya dönük oturmaktadır sırtını
görmek istememektedir
1940'lı yıllarda sümer sineması olarak bilinen
görkemli yapının
posta kulübeleri kondurulmuş yerini
anımsadıkça
on beş kuruşa film izlemeye götürdüğü
öğrencilerini
karbonatlı çaya vurmaktadır kendini
yan masada garson
elleri kaportacı çırağı
tabaklarına taşırdığı ayran bardaklarını
masaya indirmektedir
bordo önlüğüyle
rakip takıma kızmış bir amigoya benzemektedir
V
istersen ganita'da oturayım
bir akşam vaktidir
gurubu pembeye boyamaktır işim
düş benim değil mi
istersem
kıyıyı ganita'dan yoroz'a yeni bir düzene koyarım
“tut ki boyadık oni” bilmecelerde kaldı
her söz lyra'nın kutsallığında
her söyleyiş temel'in kemençeye türküsüdür dudakta
her devinim dionysos töreni
her yürüyüş emine'nin silkenenişi horonda
her ne kadar övünsek de
tek başına ekin bir işe yaramıyor bilesin
“alaca katu mota
korbaz goyitfi fotda”
“ela ela leose”
lazutlar teypte
hoparlörde fuat saka
bugünlerde tüm kent onu dinlemede
“gökteki yıldızları
pay edelum kızları”
bulursan pay edersin
en iyisi
kıyılarda fazla oyalanma
en iyisi
virala gemimizi
sular dinlesin türkümüzü
türküler bizi trabzon'a
sular gurbete bağlar
VI
okulluyum yeniden
ister idadide say beni
ister cumhuriyet'in ilk idealist öğretmeni
istersen götür oturt ktü'nün edebiyat fakültesi'nde
dersimiz yorumlamaktır maviyi
denizde mavi
teknedir
balıktır
ekmektir
gökte mavi
umut
ak güvercinin al gagasında
gözde mavi
yâr
yâr sarkıtmış ayaklarını denizde yıkar
faroz'dan bir kız sevdim
insanı orhan velice düşlere koyar
“uy nereyedur fadimemin ördüğü ağlar
bir kayık hamsi tutamazsam yüreciğim kan ağlar”
yüreciğine bengisu serp dursun kaptan
uzun sokak'a at dertlerini
uzun sokak deyip geçme
ne dertlerin ortağı
ne olayların tanığıdır
şu iki gencin sevişircesine konuştukları yerde
siyamidis vedalaşıyordu çocukluk arkadaşıyla
ikisinin de gözleri yaşlı
anlam veremiyorlardı olup bitenlere ikisi de
- yol göründü gurbet ele
maria'm sana emanet
tanrı hoşnutluğu için
çok iyi bak ona ülfet
- meryem torunum anası
padişahlardan kalmadır
baş tacıdır kefere kız
düşman olsa da atası
dostluğumuzun hatırına
hem kızımdır artık kızın
kalmanın çaresi yoksa
gözün arkada kalmasın
VII
silin gözlerinizi ayrı kalanlar
bir türkü yakacağım sizler için
ayrılık bu türküde yaşayacak yalnızca
yalnızca gurbet olacak
olmayacak gurbetçi
düşlerim geçtiğinde sevginin can alıcı yerinden
çıkıp boztepe'ye
“dinleyin!” diye sesleneceğim
susacak martılar bilirim
köpükte kalacak dalgalar
gemiler virada donacak
suya düşmüş aşkları yükleyecek bir martı gagasına
“alın!” diyecek
alın derelerin coşkun akışı
komarın tomurcuğu
zifinin kokusu
kayemişin karası
alın
temelin selamını alın
benim de neyim varsa
yeter ki trabzon'da sevi
gönüllerde trabzon sevgisi yaşasın sonsuzca
VIII
orada mısın trabzon
biraz da sen yaklaş
arabam 1300 motor
teybimde fuat saka
dilinde “meryem ana deresi”
sana da sıra gelecek volkan konak
yaşar miraç'ın dizelerini yorumuna
önümde TIR katarı
daha dolamanlardayım
(Dönencemizde Forsadır Ömrümüz, adlı kitabından)
******************** Zekeriya SAKA : Yaşam öyküsü için www.gul.net.tr/siir adresinden Zekeriya SAKA’yı ya da doğrudan www.gul.net.tr/siir/zsaka.asp adresini tıklayınız.