Nuri CAN
Yürek Yanarsa Titrer Gül Üşürse
Git gide kirletiyorlar gökyüzünü Anne
Umutlarıda tüketiyorlar hep beraber / sevgileri de
dillerinde en ince yalanlar, süslü ve sisli yüzleriyle
soğuk yüreklerinde ne acıma ne sevgi
kimin eli kimin cebinde
kimin eli kimin neresinde belli değil
bense öyle acemi ve şaşkın
boş kalan ellerimi bir ömür
nereye koyacağımı bilemedim
bilemedim, hangi yalanla kimi nasıl soyacağımı
durmadan kirletiliyor/ kanıyor zaman /kimse aldırmıyor
kimse yanmıyor /sevincini ateşe döken gelincik çiçeklerine
dönüp bakmıyor çığlıklarına çocukların anne
kapkara bir nehir gibi
acı akıyor yüzünde yoksulların her akşam
tüm çabalarımıza ragmen,
herşeyin kirletildiği bir dünyada
temiz tutamadık güzelliklerimizi
bu yüzden hep vurgun kaldı bir yanımız
bir yanımız aşka acıya ayarlı
dumanlar yürüyor her akşam
beton yığınlarıyla örtülü / sevgisiz kentler üstüne
zifiri karanlıklar
kimse kimsenin yasını tutmuyor
bölüşmüyor acısını
Sarılki
kokun sinsin tenime anne /sevgin işlesin yüreğime
bu yalancı dünyada kimim varki başka gözlerimden öpecek
içimi ısıtacak bu karanlık soğuk kış gecelerinde
Sarılki
serinlensin ateşler içindeki alnım
yorgunum anne
beynim tenim ellerim yorgun
kendime sürgün yaşamaktan
sevgiye tanımlar aramaktan
tüm bu oldu bittilere
insanın kayıtsızlığından yorgunum anne
yoruldum anne ağrılarım sızılarım yorgun
ihanetler yedi umudumu, sevgimi, düşlerimi
her gece yalnızlıklar sürüyorum/ kanayan yerlerime
ellerime çaresizlikler yüklüyorum
üşüyorum bu karanlık gecelerde sarıl bana
oysa hiç dönmedim sırtımı insanın emeğine
öpmedim namerdin elini/ eğilmedim zalimin önünde
ama ezildim bir çaresizin bakışından
bir annenın yakarışından
bir babanın haykırışından
utandım anne dünyayi kirli bahçesine çevirenlerden
aç insanların kederinden utandım
insanların kayıtsızlığından tüm bu oldu bittilere
insanlığımdan utandım anne insanlığımdan
heyhatki,
bizi ağlatan acılar güldürüyor başkalarını
yürek yanarsa titrer anne gül üşürse
kaç insan soyundan ihanet görmüş, kaç gül dikeninden
mademki ihanet var,
öz elleriyle boğsun gül emen çocuklarını anneler
ve şairler ihanet etsin şiirlerine
bir daha yazmasınlar gül yüzlü sevgililerine şiirler
her damla şiir kurşun olup saplansın yüreklerine
bunca kalabalıkların ve bunca mekanların içinde
her defasında yarası kanayan şiirler damlarken içime
yüreğimdeki yağmurlarla, herkesin bildigi bu dünyada
ve ben adresi olmayan yitik mektuplar gibi yorgun
yavru bir kedi gibi yalnız ve sahipsiz
öyle mi?
vayyy.
...........
ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş
alın beni üşüdüğüm yerden
kalbinizin üstüne tutun pul pul
vicdanınızın üstüne
aynı soydanım sizinle
yok başka bir umarım alın beni üşüdüğüm yerden
yok başka kimsem kiminle konuşsam
sizin elleriniz var soyan, evleriniz var kocaman
sokaklarda gecekondularda yatmadınız karda kışta
bir dilim ekmeğe avuç açmadınız
utanan biz olduk yoksulluğumuzdan
utanan anam oldu, babam bacım gardaşım
ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş
alın beni üşüdüğüm yerden
kalbinizin üstüne tutun pul pul
vicdanınızın üstüne
aynı soydanım sizinle
12./12/ 2000 İstanbul
**************
TOPLAN GİDİYORUZ EY KALBİM
Haydi toplan akşam oldu
vakit doldu
toplan gidiyoruz ey kalbim
kırkikindi yağmurlarına kalamam
kaldıramam bunca ağrıyı, ihaneti
biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta yer yok bana
bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm
sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden
bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı
alıp götür beni buralardan
içimdeki cesetleri çiğneyerek
kalbimdeki mahşere
bak akşam
vakit tamam
dürüp ömrümün defterini
Toplan gidiyoruz ey kalbim
yorgunum
bir sonbahar ezgisi gibi bekleyemem son yaprakta
sevgisi iğdiş edilmiş tarihlere koma beni ey kalbim
bak güz yağmurları iniyor acılar ve ihanetler üstüne
çırılçıplak ve sevgisiz kalmış bir şiirim
kimsesiz bir kış sokağında
ne gülen gözleri menekşelerin avutuyor beni
ne de munzur bakışlı cerenler
al götür beni buralardan ey kalbim
geçtiğim tüm kıyılara kırık göz yaşlarımı
ince duygularımı bırakarak
ve kırarak aynalarını hüzünlü bakışlarımın
artık hiç bir sevince yakışmıyor yüzüm
sevinçlere geç kalmış yorgun ve yaralı bir yolcuyum
heybemde türküleri unutulmuş bir şafağın yalnızlığı
geçtiğim bütün kıyılara gözyaşı yağdırıyorum
bütün dinlerden kovsunlar beni
bütün ülkelerden
bütün yüreklerden kovsunlar
hangi tanrıya sığınsam yaramın merhemi yok
biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta, yer yok bana
bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm
sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden
yeni bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı
sevdalı bir kuş yükleyip acılarımı kanatlarına
alıp götürsün beni buralardan
içimdeki ölüleri çiğneyerek
kalbimdeki mahşere
hamuru çürümüş dostluğun, vefanın, aşkın
vefasız mevsimlere bırakma beni ey kalbim
ağlatma beni sevda kapılarında
kahpe kapılarında eğme boynumu
kurşunlar sıkılsa da canevime
çiğnetme yoksulluğumu ayaklar altında
bırak başım dik, içim ezik kalsın
onurlulara mahsus bir makamda ağırla beni
satılmışlığın, alçaklığın, ihanetin ortasında koma
biliyorum bu düş sığmaz kirlenmiş sokaklara
bu sevda sığmaz
bakmayın gözlerime
nasıl saklarım yüreğimdeki incinmişlikleri
kınalı bir kelebek konunca saçlarıma
ah! benimde hayallerim vardı
baharlarım vardı yazlarım vardı
kuşlar uçup gitti yüreğimden
gökyüzü yaralı kaldı
bir isyan giydirip gözlerime
dipsiz bir uçuruma yuvarladım umutlarımı
aşk diyordum talan oldu, yalan oldu ömrüm
tınısı kırık bir keman sızısıyım artık
yok gideceğim bir başka kapı
haydi toplan vakit tamam
toplan gidiyoruz ey kalbim
boşalsın ince duygularımın sırtındaki yük
paranın sevgiye ihanetini gördüm
insanın önünde diz çöküp ibadetini
dünler harabe yarınlar umut değil
hüznün neresinden dönsem, kırgınım
öpmeye uzandığım bütün dudaklar frengili
..................................
BOYNUMDA KENDİ ELLERİM
Gözlerim çocukları yoksul bir ülke şimdi
içimin kızıllığınca gül ve yangın
dalında unutulmuş bir üzüm tanesiyim belki
belki bir söğüt dalının efil efil titreyen yaprağıyım
uzak bir iklimde esip geçen rüzgarlara ağıt yakan
bir gün çözüp bakışlarımı tel tel kirpiklerimden
elif elif ağlayan gümüş saçlı bir anneye bağışlayacağım
son kez ağlayacağım belki düşerken sevdanın eşiğine
varsın bağışlamasın beni hayat ki,
ay uzak tepelerin ardına çekilsin
yarasına acılar düşsün kırlangıçların
eriyip gitsin hüzünlü bakışlarımda ne varsa
yokluğuma kahırlanmayacaksa bu kent
ah çekmeyecekse eğer ardımda kalan anılar
Ah ey yarasında nehirler fışkıran kalbim
susuyorum işte acılara akan bir sesle
hayati, ateşten bir ip boynumda
koynumda buzdan bir top
biliyorum her susuşun ardında bir yalnızlık var
bir özlem var, kahırlanmak var
düşlerin her uzanışında yıldızlara
hüzünlü yüzüm aykırı sakalımla
dünyanın orta yerinde kederli bir dağ gibi duruşum ondan
ondandır yaban otları gibi aykırı duruşum
bunca incinmişliğim ondan
içimi kemirirken utangaç ulalar heyulasında geçmişim
susuyorum ki, acıma kimseler merhamet etmesin
çünkü hep sevgilerden aldım suların derin akışını
ve nakışını yüreği elmas bir kızın dantelinden söktüm
biliyorum yangınlar kentinde kıvılcımlar
bir sevdadır gül yaprağına konmuş
bütün yıldızlar sırtını dönmüş bana, ayda küs
hayat bu işte ey kalbim bir varmış bir yokmuş
varsın kirpiklerimden acı dökülsün
yüreğimde büyüttüğüm kır menekşeleri için
son bir damla su istiyorum senden ey kalbim allah aşkına
bu çölleri sen yarattın iflah olmaz ömrüme
senden aldım bu kadar sevmeyi, özlemeyi, kahrolmayı
şimdi boynumda kendi ellerim bağışlama beni
tükenmiş ümitlere yeni vahalar gerekmiyor çünkü
her bahar kuşlar kanat çırpınca özgürlüklere
sesler gelince karlı dağların ardından türkü ırmaklarında
ve ben uzanıp durduğumda yatağıma ince bir su gibi ıssız
sorun kalbime özlemek nedir, acı çekmek nedir, hüzün nedir
yasaksa aşk titreyen yüreklerin deltasında
varsın kurusun güller, sular kararsın, kumlar yansın
bir çöl akşamıyım artık
bir bıçak keskinliğinde yakınmadan esip geçiyor düşlerim
savunmasızım, sus ey kalbim intizarın sende kalsın
gizle, vuslatı arzulayan bir kor ol yan kalbim, kimse bilmesin
bütün çığlıklarını kuşansın gelsin ölüm
..................................
EY DEDİM SUSTUM
Yürüdüm
yüreğimin yollarına sererek hıçkırıklarımı
yağmur yağmur tomurcuklara yağdı göz yaşlarım
en içli sevdalarla beslerken yüreğimi
duygularımı aşkın denizine düşürdüm
acılar ki zemheri kadar karlı, bir yol gibi uzun
kimseler görmesin diye
gözlerimde sel sel taşan yalnızlığı
kimseler duymasın diye sesimi
ışık sızmayan bir bodrumun karanlığına gömdüm
ey dedim sustum
hey dedim sustum
ah dedim sustum
vay dedim sustum
unutsun yollar beni
unutsun güvercinim
öldüm
kirletilmiş gökyüzüne savurarak hayallerimi
yükleyip cesedimi yüreğimin ağrılarına
kayboldum korkunç uğultusunda rüzgarların
acının sevinçle kucaklaşacağı zamanlara saklamak için göz yaşlarımı
bir yıldızın karanlığa göz kırpacağı gecelere bırakıyorum yaralarımı
dertlerimi denizlere salıyorum ki gemiler alıp gitsin uzak kıyılara
Ey hayat kırgınım
hüznüm yırtık gömlek gibi durur her gece sırtımda
kırılgan bakışlarımda hüzün sızıyor aynalara
ne kimselere anlatacak bir öyküm var mutlulukla başlayan
ne de bir sevinç, gözlerimde bahar yeşili umutlar taşıyan
şimdi mutsuzum avuntusuz ve suskun
şiirlerimi yitirdim dudağında aşkın
ey dedim sustum
hey dedim sustum
ah dedim sustum
vay dedim sustum
unutsun yollar beni
unutsun güvercinim
ey gecelerinde kahrolduğum hayat
sokaklarında sırılsıklam ıslandığım şehir
artık bu yerlere sığamıyorum
gökyüzünde katar katar turnalar göçüyor sılama
turnalar gidiyor ben kalıyorum
uyku tutmuyor geceleri
yitik düşlerimin gölgesine sığınıyorum
gölgeler gidiyor ben kalıyorum
bil ki göçmen hiç bir kuş uçamaz kanatları kırıksa
hasretim ince bir yoldur yangınlara
kırıldı kendime saklaya saklaya içimdeki gül
tut ellerimden alıp beni sevinçlere götür iki gözüm
vefasız dünyanın ihaneti bittirir beni
ardına saklanacak bir gölgemde yok
sevinçler dağıtırken acılar toplayan bir çardak kuşuyum şimdi
şimdi ömrüm, saçlarım kadar karlı ve puslu
hüzünlü bir ırmaktır şimdi yanaklarımda yüreğime akan
bil ki artık hiç bir şey avutmuyor beni
şefkatine sığındığım sıcak bir kucak bile
ezilmiş gelinciklerin çığlığında kaldı sesim
kırların ürperişi gibi dökülüyor sözcükler dudağımda
hıçkırıklar boğazıma tıkanır her defasında
içimde binlerce şiir yanar
ah yaralı güvercinim
içime vurma kanatlarını
ya topla git yaralı kanatlarını içimden
ya gittiğin yere beni de götür
kimseler aldırmıyor sevdamıza
duygular mı köreldi? biz mi yetimiz ah
acının ve aşkın kesiştiği yerde yaralı kaldık
tutup kime anlatsak acıyan yanlarımızı
yaralarımız ağıt olur uçar gökyüzünün boşluğuna
yüreğimin içini sevgi ile doldurup yakmak geçiyor içimden
ve sabahın seher yellerine savurmak küllerini
kurtulmak için prangalardan
ey dedim sustum
hey dedim sustum
ah dedim sustum
vay dedim sustum
unutsun yollar beni
unutsun güvercinim
ah yaralı güvercinim
yüreğimin sızısı benim
gidiyorum işte
gözlerimde iki yetimlik ah
gidiyorum
yolculuklara hüzün rengi veren şiirlerle
kan rengi şarkılar bırakıyorum kalanlara
gölgemde yok arkasına saklanayım
say ki ben hiç ağlamadım, gülmedim
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
tatmadım sevgiyi, acıyı, ihaneti
say ki ben hiç doğmadım, ölmedim
ey dostlar yokum artık yokum sayın beni
ölmüş gibi değil, hiç doğmamış gibi
............................
ES VE HA
Seni türküler gibi sevdim
Es ve ha
öyle ince öyle kırık
dağ suları gibi serin
kitaplar gibi aydınlık
seni
yüreğim gibi sevdim
Es ve ha
Seni
yeni yaprağa duran
gonca gül sevinciyle sevdim.
sesindeki karanfil fısıltısı
ve bir masal çiçeğinin tılsımıyla sevdim.
sen
en güzel çiçeğim
düşüm gerçeğim
geleceğim, sevincimsin
seni
şiirler gibi derin
şarkılar gibi içli
seni
unutmamak üzre sevdim
Es ve ha
sevda yolum
selvi boylum
gül kokulum
kömür gözlü çingenem
sen
yağmuruyla ıslandığım
Güneşiyle ısındığım
düştükçe yaslandığım
tutkum, umudum, sevincim
sevda yüklü bulutumsun
…..
bir gün gitmek olmasa diyorum
solmasa çiçekler
yüreğimde kuşlar uçmasa
silinmese gölgeleri sevincin
hasretin ince yollarına
inmese gözlerimde sular
sevdasına şiir yüklediğim rüzgar dinmese
bitmese dudaklarına yakıştırdığım gülümseme
ayrılık olmasa ES VE HA
ölüm olmasa
mutluluklara yazılsa adresimiz
güvercinler havalansa üzerimizden
ömrümüz
dört mevsim bahar olsa
gönlümüz arı aşkımız bal olsa
aksa damla damla hayatımıza dolsa
susma Es ve ha, kapama gözlerini üşürüm
bırakma ellerimi düşerim
**************
Destina
Aşklara vurur bülbülüm / yuvalanır gönlümün gülüstanına
Gülüşün can sıcaklığımdır üşüdüğümde / soluğun ateş
Yak savur küllerimi çölüme döneyim
Orman fısıltıları kulağımda/ rüzgar ıslıkları
Yağmur tutuşmaları / sevgi buluşmaları
Aşkın düştüğü yer… yangın
Yalnızca nefesin dindirebilir volkanımı
Ve rüzgarın merhem olur yarama süründüğüm
Bilki derin kuyularında hasretimin suyu sensin
Ve nasılsan öylece gel salınışın rüzgarıyla
Irmakların sesiyle ay serenatları dökülsün kulağıma
Dudağıma işlesin meltem meltem seher yağmurları
Gözlerinin içinde sönmüş bir tutam yıldız gibi kalayım
Uçurumlara tutsak bir rüzgarım, yağmurlarla yaralı sesim
Fırtınalarda çırpınan suyum, hıçkıran ışık
Karlı dağlarda uzak bir ses gibi
Solgun bir anıyım şimdi bu uzak kentte
Kuşların göçüp gittiği mevsimlere benziyor yüzüm
Ömrümün bütün dallarını silkeledi hayat
Bütün bahçelerinden kovuldum umudun
Bir acıyı aşmak için, bin acıyı sırtıma vurdum
Uzak düştüm saçlarıma karanfil eken yıldızlardan
Sahipsiz mezarlıklar ülkesinde çıplak dolaşıyorum şimdi
İçinden kırılmış bir gölge
Başka hangi duvara yaslanabilir ki aşktan öte
Ve nasıl dayanabilir ki
Sevinçler yoksa terkisinde çekilen acıların
Ah Destina yaralı kızım, utangaç yıldızım
Yaslı gelinim, anadolum, sarı sızım, sorma beni
Baktığım her pencerede doğulu ezikliğim
Yurdundan kovulmuş bir coğrafyasızım
Çıktığım her yolculukta türküler tutuşur içimde
Şimdi uzak bir sızıda nar ile közlenip
Çoğalan yalnızlıklarla yeryüzüne dağılıyor kalbim.
Kalbimki, zemherinin ortasında kanatları üşümüş yavru bir kuş
Nereye uçsun ki, umutlar yoksa kanadında savuran yellerin
Bırak bende başlasın bu ateş sende bitsin
Aşktan öte ne varsa kalbimde savur gitsin
Gecelerin uzun kirpiklerine yalnızlığımı iliştirip ağlayayım
Ey göğsümde nar sıcağı, çığlığıma sinen duman
İçime soğurmuş küllerini bırak kızıl bir sabahın
Bırak ki dağılsın ıstırap yüklü bulutlar
Ateş oflayan ormanında bu ahın
Gün ışığıyla işlenmiş bir çiçeği
Koparıp göğsümün üstüne bastırıyorum her akşam
Dindirsin diye yüreğimdeki sızıyı
Tam da usumun ortasına düşerken gülbaharülkem
Ah Destina’m, kara kızım, uzun saçlı hasretim
Kül rengi kirpiklerinde nehirler yürüyenim
Gelirsen sevdiğim çiçekleri getir
Gönlünün güneşli bahçelerinden / nilüferlerin zülüflerinden
Ve derin kuyularından hasretin, su getir
Koca İstanbul’u getir bana gelirken
Mis sokağını, karanfil konağı, kitapçı dükkanlarını
Üç beş dergi, diline dolanan bir şarkıyı, bir çınar altını
Mor salkımlı düşlerini getir
İstiklal caddesinde el ele dolaşan yeniyetme sevdalıları
Yıldızlar getir kaygısız bir gecede
Ayışığı gülüşünle sarıl içimdeki feryada
Düşsüzüm düşlerine al beni / soluksuz sevişmelerine sakla
Dudaklarınla kapat dudaklarımı / soluduğumda
Uyuduğumda / alnımdan öperek uyandır beni
Ki, denizlerin sevgiyle köpürdüğü saatlerde
Şiirin yedi renk çakılları vursun kıyılarıma
Aşk bir yanımı alıp götürsün / özlem bir yanımı
Bir ömür sevgi yağmurunla ıslanayım
Şimdi ayışığıyla süslenmiş penceremde
Sen gecegözlü güvercinimsin, özlem yüklü şiir’im
Bırak güllere vursun gülüşün / harelensin denizlerin yüreğine
Yanaklarında aşkın solmayan rengi
Saklayıp gecelere gizini / yıldızlara uzansın mavi düşlerin
Bense çevire çevire dört duvarımı / bir ömür aşkınla böyle yanar kalayım
Susku
Susku,
bir çığlık
yürek içre
incinmiş bir sözcük belki
hasret yazılı bir şehirde
sızı sızı
diken diken
biriken
dil üzre
susku
bir şarkı belki
sessiz bir tını
kopuk bir keman telinde
inim inim inleyen
ilmek ilmek imleyen
yalnızlığı
yel üzre
susku
hüzün soluklu bir güz
incelikleri kanayan
göğüne küs yıldız
son intiharını kusarken aşk
gül üzre
bütün imgeleri kırık ve yaralıdır
dudağında gizlendiğimiz şiir gözlü kız
ah ben
acemi ve şaşkın
çok geç fark ettim
bir ömrü yana yana tükettiğini aşkın
ve sekerek geçtiğini
iz iz
duman duman
kül üzre
suya küs ateşe barışkın
Kar Yağıyor Şimdi (gel)
Gel
sen yoksun
bütün sokaklarına kar yağıyor ömrümün
nefesim
üşüyen bir gelincik ayazı
bütün geceler aysız
durmadan
bir ezgi savruluyor dudaklarında gecelerin
hüznün uzayan saçlarında kimsesizliğim kanıyor
yağmalanmıs bir ömrün ortasından sızarak
yaralı gönlümün ırmaklarına doluyor
gel
her gece bır deprem oluyor
ey çağlayan bir suda yittirdiğim menekse gözlü kız
seslen bana nerdesin, hangi uzak şehirdesin
bir rüzgarın kanatlarına vursam duyulur mu sesim
gel
erişilmez uçurum diplerinde kaldı özleyişler
yaralı ceylanlar sekiyor bakışlarımda
tomurcuklar öksüz, serçeler dilsiz
her durakta boynu bükük bir çocuk üşüyor
ve ben bu yağmurlar dolusu yalnızlığımla
bütün bulutlardan sana koşuyorum
gel
yürekler boş, bakışlar anlamıyor beni
her akşam vakti,
el ayak sesleri çekilirken caddelerden
vurup yüreğimi narlı sevdalara
yıldızlara ağladığımı kimse bilmiyor
kimse bilmiyor,
her gece dudağımda bir şiir’in kanadığını
ey yavru bir kuş gibi
düşlerimin arasından uçup giden uçarı kız
yaşım on beş idi, yüz oldu, binyüz oldu
yaşlandım yaşamadan aşkı ve baharı
farkında değilim şimdi,
geçen günlerin değişen mevsimlerin
yağan karlar altında kaldı kalbim
gel
geçmiş bahar sokaklarına çıkar beni
bahçesi tarumar bir çiçeğin kirpiğindeyim
bir kar çölünün ortasında
bir insan mahşerinin içinde yapayalnız
her bakışta bir hüzün,
her hüzünde bir bakış kanamada
bir sonsuz rüzgar başladı gittiğin yerde gel
gel
bahar sokaklarına çıkar beni
yıldızları sönmüş bir gecenin sayfalarında ışıksızım
özlemler damıtıyorum durmadan karanlığın yapraklarına
kalbimin üstüne üstüne yağıyor kar,
göçüp gitti kuşlar çoktan
ve ben
bölüp iklimlere o sevda tılsımı türküleri
işleyip alnımın çizgilerine tel tel
kalbimi sana rehin tutuyorum gel
hasret ki yolları kanamalı ağır bir hüzündür
geçip giden günlerin terkisinde
rüzgar koyaklarını yitirdi, sözcükler büyüsünü
her mısrada çığlık çığlık yüreğim
gel
ömrümün bütün sokaklarına kar yağıyor şimdi
Sevdasına Yandığım Hayat
Kalabalık kentler ürkütür yüreğimi
uğultular doldurur beynimi yürüdükçe
tüm gözlerden incinmiş bir bakış sızar istasyonlara
kirli vagonlarda taşınan ince bir hüzün gibi
ki hep aynı yerimi burkan
bu yüzü kirli şehirde
kimse kimseyi sevmiyor
bilmiyor avuçları kar çiçeği kokan
bir çocuğun saçlarına dokunmayı
şiirler okumayı bir alacaşafağa
kaç kez uçuruma ittiysem yüreğimi
gözlerini gördüm deltalarda
yalvaran sesini
kırıldı kanadım kolum
şiir cıvıltıları oysa gönül ormanımda
yıldız ışıltıları
uzanıp da tutamıyorum
unutulmuş bir sokak ortasında
düş denizlerine bırakıyorum soluğumu
uzak bir kıyıda kalıyor ellerim
bütün iskeleler yıkılıyor
hiç bir gemi almıyor beni
bir damla gözyaşı olup akıyor yüreğim avuçlarıma
yüreğim deliboran kimselere anlatamıyorum
hasret ki, kızıl alev bir güldür
koparıp göğsümde ateşlere atıyorum
hiç kimse çekip almıyor kalbimi ateşler içinde
kanıyor en katı yerinde gece, yanıyor yüreğim
yüreğim kan revan, acımı unutamıyorum
tutunduğum dal kırık
sokulduğum kucak çiçek açmıyor
aldırmıyor çığlıklarıma sevdasına yandığım hayat
acının ve ateşin burgacında
ince bir sızı gibi geçip gidiyor ömrüm
nasıl katlanacaksa kalbim bunca ağrıya
Hangi Kıyıya Sığınsam Ölürüm
Saçlarıma beyaz çiçekler bırakarak
geçip gitti mevsimler
yorgun kanatlarında göçmen kuşların
ağaçlar yapraksız kaldı
çocuklar uçurtmasız, kuşlar şarkısız
kapattı tüm kapılarını kalbime bahar
şimdi ben hangi dala konayım
şiirimin kanadı kırık
diyorum ki bir gün,
hüzünlü yüzüm aykırı sakalımla
çekip gitmeliyim bu şehirden
her evin kapısına bir avuç şiir bırakarak
ve yıkarak eğreti duvarlarını vefasızlığın
hoşça kal soğuk odam
kalbimin dilsiz yanı
artık hiç bir metropole sığmıyor adım
aşklar yalancı, sokaklar ince bir hüzün
bu şehirde kimse kimseyi sevmiyor artık
kimse kimseyi özlemiyor
ölüm soluklu günlere güz oldu acım
yalnızım, üstelik parasızım
dalımda gurbet türküleri ve kırık sazım
denizler dalgasız kaldı
ağrılar sargısız
bir sevda kaldı yüreğimde avunmasız
bir de dalıp dalıp giden gözlerim
gecelerin sayfalarında savunmasız
acıyan yüreğimi alıp yanıma
ve düş kırığı bakışlarımı
cebimde eski bir kimlik
içimde yaralı ırmaklar
ve
gecelere saklayıp yaşlı gözlerimi
arkamı dönüp gidiyorum bu şehirden
ey hayat kırgınım sana
hoşça kal güz çiçeğim
kalbimin sarsık yanı
artık hiç bir sevince yakışmıyor yüzüm
kimim kimsemde yok üstelik, öksüzüm
bu duyarlı, bu aykırı, bu yaralı yanımla
hangi kıyıya sığınsam ölürüm
Öpmeye Uzandığım Bütün Dudaklar Frengili
Eskil sokaklarında anıların
dolaşıyorum, öksüz bir çocuk gibi
yüreğimde kırık bir dal sızısı
ve soluk ürpertisi bir yaprağın
bir dost izi arıyorum, kirlenmemiş bir bakış
çocukluğumun ince sızısından kalma
alıp götürmek için uzak bir kıyıya
uzak dağ doruklarına bakıyorum
daha uyanmamış sabah
bahar ve yaz uyanmamış
ah… güz yağmurları iniyor, acılar ve ihanetler üstüne
çırılçıplak ve sevgisiz kalmış bir şiirim
kimsesiz bir kış sokağında
ah ! gülen gözleri menekşelerin , munzur bakışlı ceren
geçtiğim tüm kıyılara, kırık gözyaşlarımı bırakıyorum
ince duygularımı
toplasam avuçlarım kanar
bütün sevinçlere geç kalmış, yorgun ve yaralı bir yolcuyum
heybemde türküleri unutulmuş bir şafağın yalnızlığı
bütün istasyonlara gözyaşı yağdırıyorum
uçsuz bucaksız bir uçurumdayım
biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta, yer yok bana
bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm
yeni bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı
sevdalı bir kuş arıyorum şimdi,çekip gitmek için buralardan
içimdeki ölüleri çiğneyerek
kalbimdeki mahşere
acılarını içine gömen bir denizim ben
dalgınlığımda saklarım dalgalarımı
biliyorum bu düş sığmaz kirlenmiş sokaklara
bu sevda sığmaz
bakmayın gözlerime
nereye saklanır yüreğimdeki incinmişlikler
bahar gelince, esince yel, akınca dağların seli
paranın sevgiye ihanetini gördüm
insanın önünde diz çöküp ibadetini
dünler harabe yarınlar umut değil
hüznün neresinden dönsem, kırgınım
öpmeye uzandığım bütün dudaklar frengili
Gitme
gitme
figan düşer denizlere sular çekilir
yağmur yağmaz vahalardan kirpiklerime
bir rüzgar hıçkırır tenhada, bir dal kırılır
boynunu büker kır çiçekleri kelebekler ölür
gitme
bir yıldız küser göğüne, içini çeker bir çocuk
şaşırır yönünü rüzgarlar
bütün pınarların suyu çekilir
solar nazlı çiçekleri kalbimin, üzülürüm
gitme
öksüz kalır içimdeki imge dağları
saçlarını öpen seher yeli, çoban yıldızı
bir daha turnalar geçmez, bülbüller ötmez
çiçekler açmaz bahçemde ah gülüm
gitme
acılara mahkum olur yüreğim
ardında fırtınalar kalır, ayrılıklar, anılar, yalnızlıklar
boynu bükük aşklar, gözü yaşlı şarkılar
alışamam yokluğuna, yokluğun ölüm
gitme
içimdeki bütün vagonlar devrilir
bir kar yağar istasyonlara, üşürüm
gitme
bütün ormanlar ateşe verilir
kuşlarda gider bu kent de, ölürüm
gel gitme sevdiğim terketme beni
umutsuz çaresiz bekletme beni
gitme kal, menevşeler açsın dağlarda
sevince dönüşsün gökyüzü
iki çığlık arasında bırakma beni ah gülüm
yokluğuna alışamam yokluğun ölüm
gitme
bütün ormanlar ateşe verilir
kuşlarda gider bu kent de, ölürüm
Dillerim Lâl
‘ uy hawar’
Trenler gelip geçiyor
usumun uzayan raylarında lanetli
ağır bir ağrıyı taşıyor bedenime yıllar
kalbimin sızısında gam
dilimin yakarışında ürperiyor yapraklar.
usul usul yağmurlarda gözlerim
ellerim fırtınalarda kopmuş dal
dillerim lal
bitkinim.. ve yurtsuz
‘uy hawar’
yaralıyım
bakışlarımda yavrusu vurulmuş bir ceylan inliyor
suların kesildiği yerdeyim
rüzgarın acı kestiği yerde
yüreğine tutunduğum bunu bilmiyor.
dalları tutuşmuş bir ormanda
sevgilime yazdığım bütün dizeleri yakıyorum şimdi
bütün umutları terk ediyorum bir bahardan ödünç aldığım
gençliğim yarım kalmış bir şiir değil miydi zaten?
ve kanayan bir kalem değil miydi kalbim?
bırak ömrümün bütün dallarını silkelesin hayat
… uy hawar
bu günde gelmedi beklediğim bahar
gülmedi karabahtım
kalbimin üstüne üstüne yağıyor kar
uçup gitti kuşlar çoktan.
nereye saklanır içimdeki incinmişlikler
inince gözlerimde ince bir sızı
ve süzülünce yanağımda bu gam müziği
…uy havvar güz geldi
solan çiçeklerime su bekledim
yanan yüreğime kar
düşmedi bir damla yağmur
gelmedi beklediğim bahar.
kirpiklerim yaralı yolcuları gözlerimin
sesim uçurumlara düşmüş çığlık
nereye uçsun ki,
kalbimdeki kuşun kanadı kırık.
son trende kalktı / boşaldı istasyonlar
kimsenin gelmediği yerdeyim
acıların bitmediği yerde
güz geldi, gelmedi beklediğim tren
yoruldum bunca ağrıyı taşımaktan
sevgiye tanımlar aramaktan
bir serseri gibi yaşamaktan yoruldum
yoruldu yüreğim, beynim, dilim, ellerim, gözlerim
… uy hawar
bu günde doğmadı güneş
dağlar erimedi
gelmedi beklediğim bahar
Yüreğim Dağlarda Kaldı
ya da(Bir dağ başında olmalıydık şimdi seninle)
Bir dağ başında olmalıydık şimdi seninle
Uzanıp çimenlerin üstüne
Şiirler okumalıydık mavi ırmaklara
Öpüp güneşi alnından sevdiğimizin
Sisler aralanınca çekip gitmeliydik
Şimdi bir dağ başında olmalıydık seninle
Oturup bir gönül sofrasına,
Dostluğa kadehler kaldırıp
İçimizdeki yangını bölüşmeliydik
Bir pınarın soğuk buğusuna daldırıp ağzımızı,
Çatlayan dudaklarımızla hayatı öpmeliydik
Sular aydınlanınca çekip gitmeliydik
Bir dağ başında olmalıydık şimdi seninle
Türküler söylemeliydik esen yellere
Unutup acıyı, ayrılığı, gurbeti
Hasreti içimizin yangınına gömmeliydik
Kapılar kapanınca karanlığa
Yollar aydınlanınca çekip gitmeliydik
Bir dağ başında olmalıydık şimdi seninle
Issızda bağrını döven bir ırmak gibi
Dizleri kanamış bir çocuk gibi doyasıya ağlamalıydık
Çıkarsız dostluklar, kirlenmemiş sevgiler
Ve dünyadaki tüm güzel şeyler adına
Çirkinliklere, çirkefliklere dayanmalıydık
Obalar sıralanınca karşı sırtlara
Gün aydınlanınca çekip gitmeliydik
Sen gülünce ne güzelde gülümserdi beyaz güll
Nasılda sevinçle gelirdi dağlara bahar
dallar tomurcuklanır, kuşlar öter, sular çağıldar
çocuklar koşardı ardından muştular bölüşmeye
bir kervan alıp giderdi başını bilinmeyen diyarlara
şimdi ne yana baksam gözlerin doluyor usuma ah
gelincikleri okşuyor ellerin
gülüşün ki, çiçeklerin bir başka adıydı karlı yamaçlarda
yitik bir mevsimin kıyısında kaldı anılarımız
savrulmuş ömrümüzün her yaprağında bir şiir sarardı
Şimdi yoksun, rüzgarlar seni üşür, türküler seni söyler
Her bahar bir çiçek büker boynunu
Bir menekşede açar gözlerin
Büyür yüreğimin kıvrımlarında
Sular ağıtlarla çağlayıp gider
Mavi ne de çok yakışırdı gülüşüne ah kardeşim
En çok da papatyalar yıkıldı gidişine
Bir de alnı munzur işlemeli kızlar
Şimdi hangi ırmak soğutur yürek yangınımı
Hangi dağ bölüşür acımı, hangi pınar, hangi bahar
Efkarımı hangi rüzgar dindirir
Irmağım pınarım sendin, dağım rüzgarım sen, baharım sen
Ey Hayat Kucakla Beni
Kalbimin kırıklarını toplayıp avuçlarıma
Çekip gitsem bu şehirden
Anılar incinir mi?
Üşür mü? dalında bir yaz çiçeği
Ve bilir mi?
Bir sevgiye karşılık yüreğini kanatanı
Bin ilmik atanı usuna
Çekilen her tetiğe karşılık
Kirpiklerinde
Baharını saklayan yaşlı bir çocuğum ben
Düşlerin yağmurunda ıslanmış gül izi
Ağlamak istediğim her sahilde bir martı ölür
Bir şiir vurur kıyılara / gücenik
Değip geçer ellerime ihanetin rüzgarları
İçimin ırmakları kurudu / bütün yapraklar soluk
Hüzün kokuyor çiçeğim
Hangi yağmurları müjdelersen müjdele
Yeşermez bir daha yangının düştüğü yer
Aşk da küstü
Kim dinler kalbimin kırık sesini artık
Ceylanların
vurulduğu bir dağ başı ıssızlığıyım işte
Gelinciklerin ürperdiği şafak
Gülücükler kuruturum durmadan güz dudaklarında
Giden dönmedi terk etti bütün mevsimler
Bir korkunç acıya düştüm ki
Sırtımda kırk paslı bıçak kırk yerimden kanayan
Avcılar vurdu küçücük serçe kuşlarımı
Acılar tünedi sevincin tüneğine
Giden dönmedi terk etti bütün mevsimler
Bir tek gül kalmadı ömrümün bozkırında
Yalnızlığın en tenha kışındayım şimdi
Kirpiklerimde yıldızlar saklasam da
Bedenime buzdan rüzgarlar esiyor her gece
testisi kırık bir yolcuyum / yolum duman
Hiç bir şey avutmuyor artık
uçsuz bucaksız bir uçurumun kıyısında kaldım
Üşüyorum
Ey hayat kucakla beni
Mavi kanatlarının altına al
Sığınıp kalayım bir sevginin sıcak iklimine
Yürek Yanarsa Titrer Gül Üşürse
Git gide kirletiyorlar gökyüzünü Anne
Umutları da tüketiyorlar hep beraber / sevgileri de
dillerinde en ince yalanlar, süslü ve sisli yüzleriyle
soğuk yüreklerinde ne acıma ne sevgi
kimin eli kimin cebinde
kimin eli kimin neresinde belli değil
bense öyle acemi ve şaşkın
boş kalan ellerimi bir ömür
nereye koyacağımı bilemedim
bilemedim, hangi yalanla kimi nasıl soyacağımı
tuttuğum her insanın elinde/ ellerim kirlendi
gözlerim kirlendi/ baktığım her insanın gözlerinde
ne bir gün ışığı içime aktı ne de bir yağmur damlası
suskunum, susuzum, yorgunum anne
gözlerim, ruhum, bedenim yorgun.
durmadan kirletiliyor/ kanıyor zaman /kimse aldırmıyor
kimse yanmıyor /sevincini ateşe döken gelincik çiçeklerine
dönüp bakmıyor çığlıklarına çocukların anne
kapkara bir nehir gibi
acı akıyor yüzünde yoksulların her akşam
tüm çabalarımıza rağmen,
her şeyin kirletildiği bir dünyada
temiz tutamadık güzelliklerimizi
bu yüzden hep vurgun kaldı bir yanımız
bir yanımız aşka acıya ayarlı
dumanlar yürüyor her akşam
beton yığınlarıyla örtülü / sevgisiz kentler üstüne
zifiri karanlıklar
kimse kimsenin yasını tutmuyor anne
bölüşmüyor acısını
Sarıl ki
kokun sinsin tenime anne /sevgin işlesin yüreğime
bu yalancı dünyada kimim var ki başka gözlerimden öpecek
içimi ısıtacak bu karanlık soğuk kış gecelerinde
Sarıl ki
serinlensin ateşler içindeki alnım
yorgunum anne
beynim tenim ellerim yorgun
kendime sürgün yaşamaktan
sevgiye tanımlar aramaktan
tüm bu oldu bittilere
insanın kayıtsızlığından yorgunum anne
yoruldum anne ağrılarım sızılarım yorgun
ihanetler yedi umudumu, sevgimi, düşlerimi
her gece yalnızlıklar sürüyorum/ kanayan yerlerime
ellerime çaresizlikler yüklüyorum
üşüyorum bu karanlık gecelerde sarıl bana
oysa hiç dönmedim sırtımı insanın emeğine
öpmedim namerdin elini/ eğilmedim zalimin önünde
ama ezildim bir çaresizin bakışından
bir annenin yakarışından
bir babanın haykırışından
utandım anne dünyayı kirli bahçesine çevirenlerden
aç insanların kederinden utandım
insanların kayıtsızlığından tüm bu oldu bittilere
insanlığımdan utandım anne insanlığımdan
heyhat ki,
bizi ağlatan acılar güldürüyor başkalarını
yürek yanarsa titrer anne gül üşürse
kaç insan soyundan ihanet görmüş, kaç gül dikeninden
mademki ihanet var,
öz elleriyle boğsun gül emen çocuklarını anneler
ve şairler ihanet etsin şiirlerine
bir daha yazmasınlar gül yüzlü sevgililerine şiirler
her mısrası kurşun olup saplansın yüreklerine
bunca kalabalıkların ve bunca mekanların içinde
her defasında yarası kanayan şiirler damlarken içime
yüreğimdeki yağmurlarla, herkesin bildiği bu dünyada
ve ben adresi olmayan yitik mektuplar gibi yorgun
yavru bir kedi gibi yalnız ve sahipsiz
öyle mi?
vayyy.
ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş
alın beni üşüdüğüm yerden
kalbinizin üstüne tutun pul pul
vicdanınızın üstüne
aynı soydanım sizinle
yok başka bir umarım alın beni üşüdüğüm yerden
yok başka kimsem kiminle konuşsam
sizin elleriniz var soyan, evleriniz var kocaman
sokaklarda gecekondularda yatmadınız karda kışta
bir dilim ekmeğe avuç açmadınız
utanan biz olduk yoksulluğumuzdan
utanan anam oldu, babam bacım gardaşım
ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş
alın beni üşüdüğüm yerden
kalbinizin üstüne tutun pul pul
vicdanınızın üstüne
aynı soydanım sizinle
Gülleri Sana Bırakıp Dikenlere Gidiyorum
Gidiyorum
bütün acılarımı vurup sırtıma
umutları bırakıp başucuna
ıtırları, menekşeleri, kır güllerini bırakıp
şiirlerimi sarıp bohçama
yüreğimin yangınına gidiyorum
hoşça kal usul boylum, güzel gözlüm hoşça kal
gidiyorum
göz yaşlarımı papatya diye saçlarına takıp
yüreğimdeki yağmurlarla bir ırmağa akmaya gidiyorum
içimde yeşerttiğim tüm çimenler sana kalsın
sana kalsın bahar çiğdemleri, kır gelincikleri, kırkkanatlılar
gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum
gidiyorum
başımda gam gözlerimde nem
bütün hatıraları bırakıp geride
usulca çekip kapıyı ardımdan
alıp başımı gidiyorum buralardan
şafak sökmeden kimseler görmeden
yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum
sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için
hoşça kal suyundan çimdiğim dere
kana kana içtiğim pınar
say ki yaşamadım bu yerlerde
nazlı çiçeklerini okşamadım baharın
bozguna uğramış bir bostanın hüznüyle
bir yaprağın ürpertisine yazıp ömrümü
çekip gidiyorum buralardan
gidiyorum
bir bilinmeze doğru
hem yol, hem yolcu olmak için
acılarımla baş başa kalmaya gidiyorum
bütün yıldızları takıp kanatlarıma
bir kelebek gibi özgürlüğe gidiyorum
Yüreğimin sızılarında damıttığım her şiiri bin kez öperek
ve sökerek sevgiden yana ne varsa göğsümde
gecelerin zifiri saçlarında kaybolmaya
bir ceylanın gözlerinde ağlamaya gidiyorum
bütün borçlarımı ödedim alacaklarımı erteledim
artık ne diyecek bir sözüm kaldı sevdiklerime
ne okuyacak bir şiirim
gözlerimin içindeki iki damla gözyaşı gibi
bakmadan ardımdaki uçurumlara
alıp götürüyorum yüreğimdekileri de
hoşça kal usul boylum, güzel gözlüm hoşça kal
Yüreğin Üşüdüğü Gün
Yüreğin üşüdüğü gün
sıcacık bir günü düşün
sıcacık bir bahar gününü
umudun büyüklüğünü
ve sonsuz maviliğini göğün
yüreğin üşüdüğü gün
bir çocuğun gülüşünü düşün
bir çocuğun beyaz düşünü
göveren dal uçlarını
çatlayan tomurcuğu
ve çiçeklenen yerini her öpüşün
yüreğin üşüdüğü gün
bir ormanın gümbürtüsünü düşün
bir ırmağın türküsünü
bulutların beyazlığını
güneşin kızıllığını
ve ısıtan yanını özgürlüğün
NURİ CAN : Ressam- Şair
Yaşamöyküsünü kendi satırlarıyla aktarıyoruz :
Erzincan’ın haritalarda yeri olmayan küçük bir dağ köyünde 1950 yılında doğdum.
1960 da İstanbul’a, 1967 de de Hollanda’ ya gelip yerleştim. Hollanda da yaşadığım süre içerisinde, çocukluğumdan beri ilgi duyduğum müzik, şiir, öykü ve resimle uğraştım, olanaklarım ölçüsünde bu uğraşıma devam ettim. Bu güne değin afiş, resim, öykü ve şiir çalışmalarımla bir çok ödül aldım. Hollanda başta olmak üzere, Fransa, Belçika, Almanya, Yunanistan ve Türkiye’de karma ve kişisel sergilere katıldım. Türkiye ve Avrupa’da yayımlanan bir çok edebiyat, kültür sanat dergilerine öykü, şiir, ve sanat üzerine yazılar yazıyorum. Değişik ülkelerde 150’ yakın çalışmam kitap kapağı ve kartpostal oldu. Üç Yıl uluslar arası sanatçılar birliği başkanlığı yaptım. Hollanda da ve Türkiye’ de özel bir kurumda sanat danışmanlığı ve resim öğretmenliği yapıyorum.
Resimle ve yazınla ilgili olarak düşüncelerimi belirtmem gerekirse; ilk resim ve şiir çalışmalarım, geldiğim yörelerin yaşam biçimiyle, insan ilişkileri üzerine yoğunlaştığım çalışmalar oldu. Sonraları umut, inanç, sevgi, özgürlük, barış ve bunların karşıtı olarak da baskı, acı ve umutsuzluğu konu alan sürrealist ve realizim karışımı tasarılar ve sembolik öğelerle nereye kadar götürebilirim düşüncesi çalışmalarımın mantığını ve coşkusunu oluşturdu. Son yıllarda ise, mitolojik, felsefi, masal - düş karışımı renk ve figüratif öğelerle çalışmalarımı yoğunlaştırdım. Bir ayrıntıya veya bir biçime bağlanıp kalmaktan çok değişimlerden yanayım. Bağımsız, içtenlikli ama sorumlu bir yaklaşımım var.
Sanatı dış dünyada algıladığım, incelediğim, sorguladığım şekliyle içsel yapıma uyarlama süreci olarak görüyorum. Bu da beni deneysel çalışma tarzlarına götürüyor. Bu denemeler sürecinde kendimi araştırmayı ve yaşamı soruşturmayı seviyorum. Sanatsal sürece dönüşebilecek çok şey olduğunu ve çok zengin bir dış dünyanın araştıran ve soruşturan bir iç dünya ile buluşmasının sanatı ve hayatı anlamlı kıldığını düşünüyorum. Çünkü sanat insanın duygu tarafıdır. Estetik, ince ve güzel tarafıdır. Ben insanların, ancak sanatla güzel ve engin düşüncelere erişebileceğine inanırım.
Nuri CAN
Nijmegen Hollanda
http://members.lycos.nl/nurican
E.mail: n.can1@chello.nl"
**************